Sana da merhaba dünyalı! Dünya ne kadar büyük, hayat ne kadar kısa... Şu ahir ömrümüz hep koşturmakla geçti ve geçmeye de devam ediyor. Doğduk, yürüdük, konuştuk derken bir kaç sene geçti ki hoop doğru okula... İlkokul, ortaokul, lise heyecanı, üniversite telaşı, iş bulayım, yüksek lisans yapayım derken yaş oldu 25. Sonra biraz tecrübe kazanayım kariyer yapayım diyerek 30'a da yetiştik. Eee peki ya dünya turuna ne zaman çıkacağız?
İnternet çok geniş bir kaynak. İnsan baktıkça merakı ve hevesi artıyor. Önceden ne güzelmiş her şey, sakin sakin.. Dereler akıyor, kuşlar cıvıldıyor.. Havayı da bulutlar sardı, amanın yağmur geliyor. Ekinler ekilecek, büyüyecek, kirazlar olacak... Sarıkız minik buzağıyı sütten kesecek... Peki ya şimdi? Zaman su gibi akıyor. İletişim müthiş hızlı, dünyanın öbür ucuyla canlı bağlantı sağlanıyor. İnternet desen dipdiz bir kuyu. Daldıkça derinleşiyor, dallanıp budaklanıyor. Artık imkanlar fazla, beklentiler fazla, doyum az.
Ben de gezmeye ve yeni yerler keşfetmeye olan merakımı doyurmaya çalışıyorum; genellikle internet yoluyla... Hep mesleği gereği gezen insanlara imrenip, içten içe de sinir olmuşumdur... Mesela televizyonlarda ülke ülke gezip anlatan sunucular! Nasıl sunucu olarak seçildiklerini merak ediyorum, o İngilizce ne ayol! Tarzanca sanki. Ben bile daha güzel konuşabiliyorken neden onlar:) Aaa bir özendiklerim de National Geographic fotoğrafçıları. Ama onlarda kusur bulamıyorum; adamlar hem sanatçı, hem sporcu, hem cesur, hem de kaşif... Gezdi mi öyle gezeceksin...
Lafı fazla dolandırmadan gelelim sebeb-i bloğumuza. Madem ki hayat kısa, kuşlar uçuyor ve gezip görmeye zaman yetmiyor; girelim internet kuyusuna, keşfedelim yeni yerleri.. Gitmesek de görmesek de orda bir yer var uzakta...
Hem belki bir gün yolumuz düşer, gidiveririz belli mi olur!!..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder